Inca IL-1027HD

TEKNİK ÖZELLİKLER çözünürlük: 1920 x 1080 § 60 Hz Nokta aralığı: 0.3114 (Y) x 0,3114 (I Kontrast 5,000.000:1 Parlaklık: 250cd/m2 Tepki süresi: 2 msGTG Arabirim: VGA, HOMI Güç tüketimi: 35 watt Diğer: Devamı »

Samsung Galaxy R

TEKNİK ÖZELLİKLER Ekran: 800480 piksel, 10,8 cm INVGA Süper CLEAR LCO Kamera: 5 MP, otomatik odaklama, 720p 30fps HD video kaydı, LEO flaş, 1.3MP ön Bağlanabllirlik: 3,5 mm; Wİ-Fİ (802,lla/b/g/n); Wİ-Fİ Direct; Devamı »

Herkese bedava Office 2010

Ülkemizde Windows’tan sonra en çok korsan olarak kullanılan yazılım Office’tir herhalde. Bu noktada Office 2010 Starter’ın ücretsiz hale gelmiş olması önemli bir haber. Bazı ücretsiz alternatifleri olsa da Office yazılımının kendi alanında Devamı »

3B Baskı

3B grafik yazıcıları karmaşık süreçler, lazer ve çeşitli sentetik materyaller kullanarak 3B nesneler oluşturabiliyorlar. CSI dizisinin dedektifleri suçluların peşine düştüklerinde en gelişkin teknolojilerden yardım alıyorlar. Böylelikle suç mahallinde bulunan tekerlek izleri sentetik Devamı »

OCR Yazılımı – Zahmetsizce aktarın

Piyasadaki en iyi OCR yazılımlarından FineReader’ın yeni sürümüne yakından bakıyoruz. OCR teknolojisinin pek yaygınlaşmamasındaki nedenlerden biri de yazılımlarda Türkçe karakter desteğinin olmadığının sanılması. Öte yandan FineReader bu desteği kesin olmamakla birlikte yaklaşık Devamı »

 

Inca IL-1027HD

TEKNİK ÖZELLİKLER

çözünürlük: 1920 x 1080 § 60 Hz Nokta aralığı: 0.3114 (Y) x 0,3114 (I

Kontrast 5,000.000:1 Parlaklık: 250cd/m2 Tepki süresi: 2 msGTG Arabirim: VGA, HOMI Güç tüketimi: 35 watt Diğer: Dahili stereo hoparlörler

Film izlemeyi sevenlere: Özellikle de 22″ ve 24″ monitörlere göre devasa boyutlarıyla dikkat çeken IL-1027HD, firmanın 24″ modeli gibi piyano siyahı şık bir tasarıma sahip. Aynı zamanda dahili hoparlörü de olan IL-1027HD, ufak kardeşi IL-1023HD gibi VGA ve HDMI ara-birimleriyle geliyor. IL-1027HD diğer LED monitörler gibi gayet ince bir yapıya sahip. Fakat bu monitörü rakiplerinden ayıran yanı fiyatı, indirimli olarak yaklaşık 600 TL’ye satılan IL-2027HD, şu anda piyasadaki bu boyutlardaki en uygun fiyatlı LED monitör, öte yandan indirim bittiğinde ürün eski fiyatı olan 399 $ + KDV fiyat etiketine sahip olmaya devam ederse bu durumda Philips’in 27″ 273E3LHSB modeline de göz atılabilir.

Sonuç: 27″ boyutlarıyla özellikle de monitör başında film izlemek isteyenler veya tasarımla uğraşan kullanıcılar için ideal olan IL-1027HD, indirimli fiyatı ile kaçırılmayacak bir fırsat.

Samsung Galaxy R

Samsung-Galaxy-R

TEKNİK ÖZELLİKLER

Ekran: 800480 piksel, 10,8 cm INVGA Süper CLEAR LCO
Kamera: 5 MP, otomatik odaklama, 720p 30fps HD video
kaydı, LEO flaş, 1.3MP ön
Bağlanabllirlik: 3,5 mm; Wİ-Fİ (802,lla/b/g/n);
Wİ-Fİ Direct; Bluetooth 3,0; Micro USB 2.0; DLNA;
Pil: 1650mAh
Hafıza: 16 GB, MicroSD ile 32 OB’a kadar
İşlemci: 1.20Hz Tegra 2
OPU: GeForce ULP
Alırlık: 135 g

İşletim sistemi: Android 2.3.4 (Gingerbread). ToucIMİz Ul 4.0
Tegra işlemcili: Fiziksel olarak Galaxy S ll’den küçük olan Ga-laxy R’ın bazı özellikleri S ll’ye göre kırpılmış durumda. Öncelikle Galaxy R’ın ekranına göz atıyoruz ve burada 4.27″ boyutlarında, Süper Clear LCD, gorilla cam kaplamalı kapasitif ekranı görüyoruz. Oyun oynamak için gayet elverişli olan bu geniş ekran ile çektiğiniz videoları da rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Söz videodan açılmışken Galaxy R’ın 720p video çekebildiğini de belirtelim. Bu işlem için telefonda 5 megapiksellik bir kamera yer alıyor. Öte yandan Galaxy S ll’nin ise 1080p video çekebildiğini hatırlatmakta fayda var. 16 GB dahili hafızası olan Galaxy R’da MicroSD slotu olması da beğenimizi kazanıyor. Piyasadaki tabletlerin çoğunu güçlendiren NVIDlA’nın Tegra 2 işlemcisini barındıran Galaxy R özellikle de oyunlarda çok iyi performans sunuyor. Fakat Tegra’nın gücünü kullanan oyunların yer aldığı Tegra Zone uygulamasının telefonda yüklü gelmemesi şaşırtıcı. Yine de Android Market’te ufak bir gezinti ile uygulamayı indirip yükleyebiliyorsunuz. Sonrasında telefonunuzun gücünü tam anlamıyla kullanan oyunları oynamaya başlayabiliyorsunuz. Galaxy R’ın tasarım konusunda S ll’den ayrıldığını belirtmekte fayda var. Bu farklar telefonun ön yüzünden daha ziyade arka kısmında ve kalınlığında kendini belli ediyor. Örneğin S ll’nin kalınlığı 8.49 mm iken R’ın 9.5 mm kalınlığında olduğunu belirtelim. Yine S ll’nin arka kapağı tekdüze bir tasarıma sahipken Galaxy R’ın arka kapağının büyük bir kısmının fırçalanmış alüminyumdan oluştuğunu belirtelim. Son olarak 19103′ün 135 gram ağırlığında olduğunu da belirtelim. Diğer Galaxy telefonlar gibi Android 2.3 ile gelen Galaxy R Test Merkezi’mize ulaştığında içerisinde Android 2.3.4 sürümü yer alıyordu, işletim sistemine Samsung’un TouchWiz 4.0 arabiriminin eşlik ettiğini de belirtmekte fayda var. Yine samsung’a özgü Kies Air Sync ve Hub uygulamaları da Galaxy R’da mevcut. Tabi bunlardan bazılarını kullanabilmek için bir Samsung hesabı gerektiğini de belirtelim.

Sonuç: Calaxy S ll’den 400 TL daha ucuza satılan Galaxy R, uygun fiyata iyi bir Samsung ve Android deneyimi elde etmek isteyenler için ideal.

Herkese bedava Office 2010

office-2010

Ülkemizde Windows’tan sonra en çok korsan olarak kullanılan yazılım Office’tir herhalde. Bu noktada Office 2010 Starter’ın ücretsiz hale gelmiş olması önemli bir haber.

Bazı ücretsiz alternatifleri olsa da Office yazılımının kendi alanında rakipsiz olduğunu sanırım söylemeye gerek yok. Microsoft aslında Word ve Excel içeren bir paket olan Office 2010 Starter’ı bazı kısıtlamalarla, önde gelen PC üreticileri aracılığıyla ücretsiz olarak son kullanıcılara dağıtıyordu. Fakat görünen o ki yazılım devi, bu konuda daha da rahat davranmaya karar vermiş. Bundan böyle isteyen her kullanıcı Office 2010 Starter sürümünü Microsoft sunucularından indirebilecek. Yazılım içinde dediğim gibi bazı sınırlamalar mevcut. Örneğin bu yazılımla PowerPoint sunumları hazırlayamıyorsunuz. Makro kullanmak ya da araç çubuğunu değiştirmek mümkün değil. Ayrıca değişiklikleri izleme ya da belgelere yorum ekleme gibi özellikler de bu versiyonda yapamayacağınız şeyler arasında. Arada sırada size reklam göstermesi de cabası. Her halükarda Microsoft, Office 2010 Starter ile ev kullanıcılarının en çok kullanacağı işlevleri yerine getirmesine imkan sağlamış. Office 2010 Starter indirme linkine chip.com. tr’den ulaşabilirsiniz.

Google’ın çeviri hizmeti

Güzel Türkçemiz, dil ailesi olarak çoğu Avrupa ülkesinden farklı olarak Ural-Altay dil grubuna ait olduğu için bilgisayar destekli çeviri yapılması durumunda ortaya saçma sapan sonuçlar çıkıyor çoğu zaman. İnternette gezinirken Google’ın tarayıcınızda sık sık size gösterdiği; “bu dili Türkçe’ye çevireyim mi?” bilgi çubuğunu aceleyle kapatmak için imleciniz hemen köşeye gitmesin. Akvaryum hobisiyle ilgilendiğim için ödüllü akvaryumların yer aldığı http://aquaticplant.ru/aquarium sitesinde, dereceye giren akvaryumların altındaki yazılar kiril alfabesiyle yazıldığı için okunmuyordu. Fakat çeviri hizmeti sayesinde ilgili akvaryumun içindeki bitki ve balıkları sorunsuz bir şekilde öğrenebildim. Kısaca özellikle farklı alfabe ve terimler söz konusu olduğunda gerçek zamanlı çeviri hizmeti oldukça kullanışlı.

Türkçe oyun istiyoruz

Oyunlarda Türkçe desteği olmamasına zaman içinde o kadar alışmışız ki Crysis, sadece menüleri ya da elkitabı itibariyle değil, Türkçe seslendirmesiyle ülkemizde satışa sunulunca şok geçirmiştik. Crytek’in sahiplerinin Türk olması sebebiyle dünyada büyük ses getiren Crysis, Crysis Warhead ve Crysis 2′yi Türkçe oynayabildik. Üstelik tamamen profesyonel seslendirme sanatçıları tarafından yapıldığı için oyunlardaki seslendirme gayet başarılı. Fakat bunların dışında az sayıdaki istisna hariç ne yazık ki oyun firmaları hala ülkemizdeki oyun pazarını ciddiye almıyor. Sony de bu az sayıdaki istisnalardan biri. Infamous 2 ve Uncharted 3: Drake’s Deception adlı oyunlarda Türkçe seslendirme bulunuyor. Üstelik Sony Playstation 3 platformunda çalışan bu oyunlardaki seslendirme, film ve dizilerden tanıdığımız seslendirme profesyonelleri tarafından gerçekleştirilmiş. Sözgelimi Uncharted 3′teki oyunun baş kahramanı Drake’i, Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Pargalı/oliifltîen tanıdığımız Okan Yalabık seslendirmiş.

Bu noktada Sony ve Crytek takdiri hak ediyor. Fakat diğer firmalar da ellerini artık taşın altına koymaları gerektiğini bilmeli. Evet, korsan yazılım kullanımı ülkemizde yüksek. Fakat bu döngü bu zamana kadar kendiliğinden kınlamadığına göre firmaların ilk adımı atması şart. Zira Türkiye, bu kadar uzun bir zaman göz ardı edilemeyecek kadar ciddi bir potansiyele sahip. Crytek ve Sony bu adımı atabiliyorsa diğer oyun firmaları da atabilir. Böylece kullanıcılar Türkçe ve kutulu oyun satın alınca, aynı oyunu İngilizce olarak internetten indirdikleri versiyondan daha çok oynadıklarını ve daha fazla keyif aldıklarını kolayca keşfedecektir.

Yazıcı üreticilerinin hatası

Yazıcı firmaları yazıcıları uygun fiyata satıp sarf malzemelerinden para kazanma gibi bir stratejiyle pazara girince, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi bir ek iş sahası yaratmış oldular. Toner-kartuş dolduran dükkanlar bir yana, artık yan sanayi toner-kartuş satan dükkanlara da rastlamak mümkün. Hatta internetten bu tür ürün satışı yapan tonla site var. Aslında yazıcı maliyetini düşürmek için üreticiler artık saçma diyebileceğimiz yöntemlere bile başvurdu ki bu yöntemlerin arasında ürünün USB kablosunu ayrıca satmak bile vardı. Geçmiş zaman kipi kullandığıma bakmayın hala kutusundan USB kablosu çıkmayan yazıcılar var bu arada. İşin komik tarafı, yazıcı üreticilerinin orijinal sarf malzemelerini korumak için masrafa girip her bir sarf malzemesine koruyucu yonga takmasına rağmen bu yongaların da taklit edilip yan sanayi sarf malzemelerinde bulunmasıydı. Yani sonuçta sahip olma maliyeti ya da baskı maliyeti bir yana, ürünün fiyatını düşürmek için uygulanan bir strateji yüzünden ürünün fiyatı yükselmiş oluyor. Üstelik bu “kopya koruması” da pratikte işe yaramıyor. Benzer şekilde yarı dolu tonerle satılan lazer yazıcısını eve götürdükten kısa bir süre sonra toner satın almaya yönlendirilen kullanıcılar, yazıcıya ödediklerinden daha fazla bir ücreti toner takımına ödeyince kendilerini pek de iyi hissetmiyor. Bu kadar alengirli bir süreç yerine yazıcılar; gerçekçi bir fiyat politikasıyla, USB kablosu ve tam dolu tonerle satılsaydı, hem başka yan ürünler ve bu ürünlerin sebep olduğu sonuçlar ortaya çıkmayacaktı, hem de firmalar ve kullanıcılar, ne alıp ne sattığını daha iyi bilecekti diye düşünüyorum.

iPhone’un mu var elerdin var

Apple kullanımı kolay, sade ve şık telefonlar üretiyordu. Derken iPhone 4′le birlikte bir anten sorunu başladı. Sonrasında gelen 4S ise hiç de yeni bir model gibi görünmüyordu. Üstelik iPhone 4′te de bulunan pil sorunu 4S’te tavan yaptı. Dahası pil sorununu çözmesi umuduyla çıkan İOS güncellemeleri, sorunu kısmen çözse de başka sorunları beraberinde getiriyor. Kısaca bu son iki model iPhone, Apple’ın genel konseptine hiç uymayan ürünler olarak öne çıkıyor. Apple her yıl yeni ürün çıkarmakta. Zira Apple kullanıcısı olmayanlar kadar Apple kullanıp her yıl güncel ürünü satın alan çok ciddi bir kullanıcı kitlesi var. Apple, bu türden fiyaskolardan kolay etkilenmez. Ama eninde sonunda etkilenecektir. Zira kimse telefonuyla dalga geçilmesini istemez. Öte yandan çekmeyen ya da pili bir gün bile dayanmayan bir telefonunuz varsa markasının yarattığı tüm fiyakaya rağmen, mutlaka birileri size bıyık altından gülecektir. Şu anda Apple kendi yarattığı tüketim ekonomisinin kurbanı olmuş durumda. Firma her sene yeni ürün çıkarma maratonuna yetişmekte zorlanıyor gibi. Yeni ürün çıkarma süresini 1,5 seneye yayması, firmanın daha prestijli telefonlar çıkardığı eski günlere dönmesini sağlayabilir.

3B Baskı

3b-baski

3B grafik yazıcıları karmaşık süreçler, lazer ve çeşitli sentetik materyaller kullanarak 3B nesneler oluşturabiliyorlar.

CSI dizisinin dedektifleri suçluların peşine düştüklerinde en gelişkin teknolojilerden yardım alıyorlar. Böylelikle suç mahallinde bulunan tekerlek izleri sentetik materyaller aracılığıyla gerçek bir nesneye dönüştürülüyor ve dedektifler bunu şüphelinin arabasının lastikleriyle kar-şılaştırabiliyorlar. Bu, televizyon senaristlerinin uydurmacası değil, mevcut olan bir teknoloji. Hepsinin de altında 3B yazıcılar gizli. Kâğıttan sayfalara baskı yapan “normal” yazıcıların aksine, bunlar üç boyutlu nesneler oluşturabiliyorlar. Baskılar genelde sentetik malzemelere yapılıyor. Birçok yazıcı metal, alçı, cam ve elbette kağıt kullanabiliyor. Pratikte birçok yöntem olsa da, temel işleyiş aslında hep aynı. 3B model daima en aşağıdan başlayıp yatay katmanlar halinde yukarıya doğru inşa ediliyor. Söz gelimi, eğer basılacak nesne küçük bir ev maketiyse yazıcı inşa etmeye temelden başlayıp çatıya doğru gidiyor. Sistemin çalışması için de uygun bir baskı modeline (sağdaki grafiğe bakınız) ihtiyaç var.

Ev kullanımı için el yakmayan 3B yazıcı

3B yazıcılar daha çok araştırma geliştirme ve sanayi sektörlerinde, maket ya da prototip yapımı için kullanılıyor. Örneğin yeni bir araba tamponu veya mutfak dolapları için yeni menteşeler geliştirilirken. Piyasadaki aygıtların çoğu bir içecek otomatı büyüklüğünde. Fakat son birkaç aydır bu alanda yeni bir hareketlilik var. Sebebi de ucuz 3B yazıcıların, çok işlevli yazıcılarla hemen hemen aynı büyüklüğe inmiş olması. Solido SD-300pro gibi kaliteli bir başlangıç modelini 3.000 avrodan ucuza satın alabiliyorsunuz. Bu model iki yıl önce çıktığında fiyatı 8.000 avroydu.
Ev yazıcıları 3B nesneleri basmak için farklı yöntemler izliyor. Bunlardan en yaygın ikisi stereo litografi ve lazer sinterleme. Stereo litografide kullanılan ana materyal sıvı formda. Yazıcının içinde, içi epoksi reçine dolu bir kap ve yüzeyden 0,05 milimetre uzakta duran bir hidrolik asansör sistemi var. Bir morötesi lazer kabın üzerine getiriliyor ve ilk katman için sıvıya ateşleniyor. Ateşlenen lazer sıvıyı sertleştirerek 3B modelin bir kopyasını çıkarıyor. İlk katman tamamlanınca platform 0,05 ila 0,25 mm alçalıyor ve yandan yeni bir sentetik reçine katmanı alıyor. Ardından lazer bu ikinci katmanı da sertleştiriyor. Modelin tam bir kopyası elde edilene kadar bu süreç tekrarlanıyor. Stereo litografi yöntemi pürüzsüz yüzeyli nesneler oluşturabilse de, ciddi bir dezavantajı var: sıvı sentetik reçine, sarkan, sertleştirilmiş parçaları taşıya-mıyor. Bu yüzden de tabancanın hareketi sırasında, nesnenin çıkıntı yapan parçaları kırılabiliyor. Dolayısıyla stereo litografiyle böyle nesneler üretmek için 3B modele bir destek yapısı eklenmesi gerekiyor ki bu da modellemeyi karmaşık bir hale getiriyor.

Stereo litografi yöntemiyle hareketli parçalar yapılamıyor. 3B baskının en önemli yöntemi olan lazer sinterleme bunu çok daha kolay hale getiriyor. Tıpkı stereo litografide olduğu gibi burada da lazer kullanılıyor, ama bu sefer morötesi değil, makinenin tipine göre karbondioksit, itri-yum-alüminyum ya da fiber lazer tercih ediliyor. 3B yazıcıda bir değil iki hidrolik asansör sistemi yer alıyor. Bunlardan biri aşağıdan yukarıya çalışıp ana malzemeyi getiriyor (çoğu zaman polyamid 12 tozu). Ancak sentetik materyalle kaplı model kumu, metal ya da seramik tozu da kullanılabiliyor. Diğer hidrolik asansör ise ters yönde, yani yukarıdan aşağı hareket ediyor. Bu baskı tablasının üstünde 3B model yaratılıyor. Bir silindir tozu depolama tankından baskı tablasına itiyor. Lazer ise gereken noktaları ısıtarak tozları kaynaştırıyor. En alt katman tamamlanınca silindir bunun üstüne incecik bir toz katmanı daha serpiyor, lazer yeniden ayarlanıyor ve tozun ikinci katmanını eritiyor. Böylece, lazeı sinterlemede de nesne aşağıdan yukarı inşa ediliyor.

Ücretsiz 3B modelleme
3B modelleme için üç boyutlu bir giriş nesnesine ihtiyaç var. Bunu pahalı CAD programlarıyla yapabileceğiniz gibi, Google’ır SketchUp’ı gibi ücretsiz yazılımlar da iş görüyor (sketchup.google.com). 3B baskı için çeşitli standart grafik biçimleri var. STI (Standard Triangulation Language) bunların en yaygını. Bu dilde modeller üçgenlerden oluşacak şekilde ifade ediliyor. Sketc-hUp yazılımı ise kendi dosya biçimi olar SKP’den faydalanıyor. Bir eklenti sayesinde kullanıcılar tamamlanmış SketchUp modellerini tekrar STL dosyasına dönüştürebiliyorlar.

OCR Yazılımı – Zahmetsizce aktarın

abbyy-fineraeder11

Piyasadaki en iyi OCR yazılımlarından FineReader’ın yeni sürümüne yakından bakıyoruz.

OCR teknolojisinin pek yaygınlaşmamasındaki nedenlerden biri de yazılımlarda Türkçe karakter desteğinin olmadığının sanılması. Öte yandan FineReader bu desteği kesin olmamakla birlikte yaklaşık 5 yıldır sunuyor. Daha önce yaptığımız testlerde gayet başarılı bulduğumuz Türkçe desteği ile yazılım karakterleri %90 oranında başarıyla tanıyabiliyordu. Tanınamayan karakterler de genelde standart dışı yazı tiplerine ait oluyordu ki bunları da yazılıma tanıtmak mümkündü. Bugün geldiğimiz noktada FineReader’ın 11. sürümünü karşımızda buluyoruz.

Türkçe arayüz ve doküman

Kutuyu açtığımızda tamamen Türkçe olan bir kullanıcı sözleşmesini ve yazılımı nasıl kullanacağınız anlatan “Hızlı Başvuru Kartf’nı görüyoruz. Bu temel rehberde yazılımın kurulumu, etkinleştirilmesi, Corporate Edition’a özgü ağ özelliklerinin açıklaması ve belgelerin basitçe nasıl taranıp bilgisayara aktarılacağına değiniliyor. Yine belgenin arka yüzünde de ekran görüntüsü okuyucu ve kartvizit okuyucu gibi ek uygulamalar, teknik destek bilgileri ve fotoğraf işleme özelliği hakkında bilgiler yer alıyor.

Kurulum

FineReader ll’i kurmak için yazılımın bulunduğu DVD’yi sürücümüze takıyoruz. AutoRun aracına izin verdikten sonra İngilizce kurulum ekranı bizleri karşılıyor. Burada yazılımı ağ üzerinde kurma ve normal bir biçimde kurmanın yanında içinde Türkçe’nin de bulunduğu kapsamlı PDF biçiminde kullanıcı kılavuzu, yine Türkçe yönetici kılavuzu, readme dosyası ve ABBY PDF Transformer 3.0 yazılımının deneme sürümü yer alıyor. Kuruluma başladıktan sonra ise Türkçe arabirimi seçerek kuruluma bu şekilde devam ediyoruz. Yaklaşık beş dakika süren kurulumdan sonra FineReader’ı çalıştırıyoruz. Lisans anahtarınızı girdikten sonra beş farklı yöntemle yazılımı etkinleştirebiliyorsunuz.

Kullanım

İlk testimizi tarama ile gerçekleştiriyoruz. FineReader burada %100 başarı göstererek metindeki bütün karakterleri sorunsuz tarıyor ve tablo biçimini tekrar oluşturuyor. Buradan daha zorlu bir görev olan fotoğraf taramaya geçiyoruz. Yine tablolu bir metnin cep telefonumuz ile flaş kapalı durumda fotoğrafını çekiyoruz. Açısı düz olmayan fotoğrafımızı ilk olarak hizalayan Abbyy, sonrasında karakter tanıma işlemine alıyor. Vasat fotoğrafa rağmen metindeki 1400 karakterin 1378 tanesini düzgün bir biçimde tanımlayan yazılım, sadece 22 karakterde sorun yaşayarak %2 hata payı, yani %98 başarı ile bu testi de başarılı bir biçimde tamamlıyor.

Taranan belgelerin kaydedilme biçimini konusunda epeyce çeşitlilik sunan FineReader, Word, Excel, PDF, EPUB ve Kindle gibi farklı biçim ve cihazları desteklerken taramayı doğrudan e-posta olarak göndermeyi de destekleyerek beğenimizi kazanıyor. Yine zengin metin, düz metin, Power-Point ve virgülle ayrılmış değerler de yazılımın desteklediği diğer kaydetme seçenekleri arasında. FineReader Hızlı Başvuru Kartı’nda da belirtilen ABBYY Business Card Reader uygulaması da tarayıcıya koyacağınız kartvizitleri doğrudan Outlook’taki Kişiler klasörüne atan ve çok basit bir kullanım sunan takdire şayan bir uygulama. Araçlar, Kartvizit okuyucu yolundan ulaşılabilen veya Alt+Shift+B tuş bileşimi ile çalışan bu uygulama inanılmaz basit arabirimi ile dikkat çekiyor ve kartvizitleri vCard olarak da dışa aktarabiliyor.

FineReader 11 ile birlikte sunulan bir başka araç da ABBYY Screenshot  Reader. Screenshot, ekran görüntüsü anlamına geliyor. Normal şartlarda yazılımlarda yer alan metinleri kopyalamak mümkün değil. Bunları ancak elle yazmak zorundasınız.

Fakat Abbyy’nin bu ufak aracı ile ekranda görüntüsü alınacak belirli bir yeri, pencereyi veya ekranının tümünü seçiyor, burada kullanılan dili belirliyor ve tanımlanan metnin nereye aktarılacağını seçtikten sonra ekran görüntüsünü yakalama butonuna basıyorsunuz. Akabinde yazılım görüntüde yer alan metinleri belirleyip Word’e, panoya, Excel’e veya Outlook’a gönderebiliyor. Son olarak FineReader’ın çoklu çekirdeğin gücünü tam anlamda kullanabilen piyasadaki nadir uygulamalardan biri olduğunu da belirtelim.

Sonuç

Satın aldığınız tarayıcı ile birlikte gelen OCR yazılımından kat kat daha yüksek bir performans sunan Abbyy FineReader 11, %90′ın üzerindeki başarı oranı, farklı ortamlardan gelen içeriği tanımlayabilmesi ve beraberinde gelen ücretsiz araçlarıyla piyasadaki en iyi OCR paketlerinden biri. Tüm bu başarılı özellikler ve inanılmaz kolay kullanımı sayesinde FineReader 11 bizden Editörün Seçimi ödülünü almaya hak kazanıyor.

Farmville’deki tarlamı kızıma bırakıyorum…

farmville

İnsanlar biri sanal olmak üzere artık iki farklı hayat yaşıyor. 0 halde vasiyetlerine sanal varlıklarını neden eklemiyorlar?

Yaş itibari ile şu anda aktif olarak kullandığımız, dünyayı değiştiren teknolojilerin neredeyse tümüne yakınının ortaya çıkışına ve gelişmesine tanıklık etmiş bir neslin içinde yer alıyorum. Büyüklerimizin geneli bu gelişmenin getirdiği farklı yaşam tarzı dışında yer almayı tercih ettiği, gençlerimiz ise bunların yol açtığı sorunlara ilk defa maruz kalmayacakları için oldukça şanslılar. Tam değişimin ortasında kalan bizler ise ek olarak, kullandığımız teknolojilerin gelecekte başımıza ne sorunlar açacağını da bilmeden yaşıyoruz.

Facebook ya da benzeri sosyal ağlar üzerinden atılan mesajların, paylaşılan içeriklerin sosyalleşmek için yeterli sayıldığı yeni dünyada yüz yüze görüşmenin eksikliğini sadece bizler çekiyoruz. Gerçek hayatımız sanal hayatımızın gölgesinde kalmaya başladıkça yiten alışkanlıklara üzülen de yine biz oluyoruz. Üstelik unutulan sadece alışkanlıklar değil. Sanal dünya ile bu kadar içice olmak hayatın bir çok gerçeğinden uzaklaşmamıza da neden oluyor. Ne kadar konuşmak istemesek de ölüm bunlardan biri.

Belki insanoğlu olarak gerçek dünyada da hiç ölmeyecekmişiz gibi çalışıyoruz ve yaşıyoruz ama sanki sanal dünyada iken insanlar ölmeyeceklerine oldukça eminler. Ya da bu tür teknolojiler çok yeni olduğu için ortaya çıktıklarından beri onlarla içice olup da ölmüş insan sayısı henüz çok az. Dolayısıyla ortaya çıkabilecek sorunlar da göze çok batmıyor.

Ama bu teknolojiler ile ilk yüzleşen nesil yavaş yavaş yaşlanıyor ve internet üzerinde sayısız abonelik ve hesap sahibi çok büyük bir kitle bir süre sonra tüm bunları ulaşılamaz bir şekilde arkalarında bırakıp bu dünyadan göçüp gidecek. Biraz önce de bahsettiğim gibi birçok popüler sosyal medya şirketi ve abonelikle verilen servisler ise henüz olayın farkında değil ve bununla ilgili yeterli çözüm sunmuyorlar.

Bugün bir çoğumuz e-posta ve sosyal paylaşımlarımızın dışında çoğu gerçek maddi değere de sahip bir çok online servis ve oyuna üyeyiz.Bunların güvenliğinin sağlanması için ise tek yöntem beynimizde sakladığımız şifreler. Peki ya öldüğümüzde ne olacak?

Örneğin Facebook, ölen kullanıcılarının profillerindeki önemli kişisel detayları silip profili hatıra moduna getiriyor. Yakınlarına ise fotoğrafları ve duvar güncellemelerini almaları için silinmeden önce 5 gün tanıyor ama erişim bilgilerini vermiyor. Google ise tüm servisleri için erişim bilgilerini vermek için mahkeme emri istiyor. Microsoft da benzer şekilde aramızdan ayrılan kullanıcının hesaplarını kapatıyor ama erişim bilgileri için kanıt ve mahkeme emri istiyor. Benzer web posta ve sosyal servisler içinde otomatik olarak bu bilgileri sunan yok gibi.

Dolayısıyla en iyisi tüm önemli hesaplarınızın erişim bilgilerinizi vakit varken vasiyetinize ekleyin. Güvenlik zaafiyetinden çekinenler ise sırf bu iş için kurulmuş http://passmywill.com sitesine bir göz atabilirler. Bahsi hoş değil ve Allah hepinize uzun ömür versin ama yine de bu da artık ön plana çıkmaya başlayan önemli bir konu ve düşünmekte fayda olabilir.

Mini donanım devrimi kapımızda

intel-ultrabook

Intel, Ultrabook isimli müthiş dizüstö bilgisayarlarını piyasaya sürmeye hazırlanıyor, devlet öğrencilere tablet dağıtıp okullara akıllı tahta yerleştiriyor. Noname tabletler 100 doların bile altına iniyor.

Bu ay dünyada ve Türkiye’de olan biteni incelerken gözüme takılan donelerden dünyanın sessiz bir donanım devrimi yaşamak üzere olduğu sonucuna ulaştım ki bu öngörümü detaylandırarak da sizle de paylaşmak istiyorum. 2010 ve 2011 tablet PC’Ierin ortaya çıktığı ve hem gündemi meşgul ederken hem de ekonominin kurallarını değiştirdiği yıllar oldu ancak yine de insanların dijital dünyayı yeterince mobilize edebildiğini düşünmüyorum. Tabletler hala çok pahalı ve özellikle de pil-şarj sorunları yüzünden çok kullanışsızdı. Üstelik Tablet PC kavramının içindeki PC kelimesine rağmen bir PC’nin yeteneklerinin yanına yaklaşamadığını anlamamız da uzun sürmedi. VVeb’de dolaşıp video seyretmek için ideal olsa da, ofis dışında iş yapabilmek, raporlar yazmak, yoğun e-maillere cevap vermek gibi detaylarda sınıfta kalan tabletler bence hala insanların mobil ihtiyaçları için nihai çözüm değildi. Hatta belki biraz cesur bir yorum olacak ama bu iki senede tabletler için görüşüm, ‘Angry Birds oynamak, VVeb’de dolaşmak, video seyretmek için Laptop’un yanında taşınan bir kilo ağırlığındaki fazlalık” biçiminde şekillendi. Ancak elbette fiyat/fayda oranı iyileştikçe ve teknolojileri geliştikçe, pratik kullanım alanları arttıkça tabletlerin gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası olacağını tahmin edebiliyorum. Ve işte, geçtiğimiz iki sene boyunca dünyanın hazırlandığı donanım devriminin 2012′de gerçekleşeceğini, herkesin tabletlere ulaşabileceğini, iş bilgisayarı olarak yanında Netbook taşıyanlara hafif ama güçlü dizüstüler geleceğini, dijital yayıncılığın, online gazetelerin, online ticaretin 2012′de çok büyük bir ivmeyle yükseleceğini tahmin ediyorum.

Çünkü Intel, neredeyse tabletlerle yarışacak ve fiyatı 1000 dolar altında olacak, lakin çok güçlü bir iş bilgisayarı seviyesinde duracak Uultrabook isminde bir sistemi bu ay görücüye çıkarıyor. Haber sayfalarımız arasındaki röportajlarda göreceksiniz, Milli Eğitim Bakanlığı okullara akıllı tahtaları yerleştirmeye başlıyor ve Ankara’daki Bilim Kurultayı’nda moderatör olarak katıldığım oturumda konuşan MEB Eğitim Teknolojileri Genel müdür Yardımcısı Tunay Alkan’ın sorulara verdiği cevaplardan anladığımız kadarıyla öğrencilere dağıtılacak Tablet’lerde Android kullanılması gündeme gelmiş. Üstelik Türkiye’de milyonlarca öğrencinin Android tablet sahibi olmasının yanında, dünyada da Noname Android tabletlerin perakende satış fiyatları 100 doların bile altına doğru geriliyor. Yani, herkesin elinde bir tablet olacak. Canı isteyense çok ince, çok güçlü, Ultrabook isimli bir dizüstü de kullanarak ofislerinden, evlerinden daha sık çıkacak.

Dünya, 2012′yi kaçırsa bile Türkiye’nin kaçırmayacağından emin olabiliriz zira Kasım ayında İstanbul Kitap Fuarı’nı ziyaret ettiğimde gördüm ki, sırf öğrencilere dağıtılacak milyonlarca tablet nedeniyle pek çok yayıncı çok ciddi bir dijital yayın hazırlığı içinde. Artık kitaplarını önce veya sadece e-kitap olarak çıkaran yayıncılar veya kağıt baskıları kapanıp sadece dijital yayına geçen gazete ve dergiler görebileceğiz. 2012′ye dikkat edelim. 2010′dan beri alt yapısı hazırlanan acayip bir yıl geliyor.

Virgin Galactic Galaksiler arası hava yolu

virgin-galactic

Gezegenler arasında gidip gelen, yolcu taşıyan uzay gemilerini sadece NASA gibi devlet kontrollü uzay organizasyonlarının kontrol edeceğini mi düşünüyorsunuz? Çok yanılıyor olabilirsiniz. Uzayda yolcu taşıma amaçlı ilk özel uzay taşımacılık şirketi çoktan kuruldu bile.

2004 yılında, NASA’nın düzenlediği bir yarışma, insanoğlunun uzay macerasında önemli bir dönüm noktasıydı. Yarışmanın amacı, devlet kontrolü dışında özel uzay gemileri geliştirmekti. Konuya ilgili duyan özel havacılık şirketleri kendi mühendis ekipleriyle beraber, pratik olarak yerden kalkabilecek ve uzaya çıktıktan sonra yine tek başına yere dönebilecek uzay araçlarını tasarlamaya başladılar. NASA’nın uzaya çıkmak için kullandığı uzay mekikleri, ABD’nin bütçesini zorlayacak derece pahalı bir organizasyon halini almıştı. ABD’den çok daha zayıf bir ekonomisi olan Rusya, Sovyet döneminde geliştirdikleri ve ABD’nin uzay mekiklerinden çok daha gelişmiş olan kendi uzay mekiği programını çoktan terk etmiş ve mekikler öncesinde kullandıkları roket-kapsül fırlatma sistemine dönmüşlerdi.

Uluslararası uzay istasyonu projesinde ABD, Avrupa, Japonya ve Rusya beraber çalışmaya başladığından beri, NASA da kendi uzay mekiklerini olabildiğince az kullanmak ve astronotları uzaya göndermek veya uzaydan indirmek için Rusların ekonomik Soyuz kapsüllerini kullanmayı tercih ediyordu.

İşte tüm bu şartlar altında, NASA yakın gelecekte çok daha pratik, ekonomik ve hızlı bir şekilde uzaya çıkıp inmesini mümkün kılacak çözümler ararken çareyi bir yarışma açmakta buldu.

O yarışmayı da, uzaya olan ilgisi ile tanınan, Sir lakaplı ünlü İngiliz işadamı Richard Branson tasarladığı SpaceShipOne isimli uzay gemisi kazandı. Richard Branson dünya çapında dev bir şirket olan Virgin’in sahibiydi ve bir uzay gemisi tasarlaması için NASA’dan emekli olmuş, bütün uzay mekiklerinin inşasında da çalışmış deneyimli bir mühendisi projenin başına koymuştu.

2004 yılında yarışmanın finaline gelindiğinde, herkes nefeslerini tutmuş, havaalanından havalanan minik uzay gemisi SpaceShipOne’ın uzaya kadar ulaşıp ulaşmayacağını merak ediyordu.

İki gövdeli Özel bir uçağın kanatları arasında havalanıp yeterince yükseldikten sonra motorlarını ateşleyen SpaceShipOne, yerden 100 kilometre sınırında atmosferden çıkıp uzaya giriş yaptıktan ve orada bir süre uçtuktan sonra kanatlarının açısını değiştirip doğru bir açıyla atmosfere geri girip doğruca kalktığı havaalanına yönelerek, herhangi bir uçak gibi piste iniş yapmıştı. Böylece, dünyanın ilk sivil uzay gemisi ilk uçuşunu yapmış oldu.

Richard Branson hemen bir şirket kurdu. Beklendiği üzere, ismi de Virgin Galactic oldu. İlk yüz uçuş biletini 200 bin dolardan satışa çıkardı ve biletler hemen tükendi. Dünyanın ünlü, zengin, uzaya meraklı yolcuları, Rus Uzay Ajansının 20 milyon dolara sattığı uzay gezisi biletleri yerine 200 bin doları çok daha ucuz bulmuştu.

Tüm bu olaylar çoğu insana “film” gibi gelebilir ancak, ABD hükümetinin çok ciddiye aldığı bu proje için, ABD’de bir de özel havaalanı kurulmaya başlandı. Starport America isimli bu özel havaalanı, sadece uzay gemilerinin inip kalkması için görev yapacak şekilde tasarlandı.

Havaalanının son kontrolleri bu dönemde yapılırken, Virgin Galactic, yarışmada birinci olan uzay gemisi modelinin daha gelişmiş modelini üretip ABD havacılık ve uzay yetkililerinin onayına sürdü. Yoğun testlerden başarıyla geçen uzay gemileri, her türlü aksaklığa karşı uzun bir test dönemine girdiler ve testin arkasından ilk uçuşlarına başlayacaklar. İlk yüz bileti alan ünlü ve zengin uzay meraklıları uzaya gidip geldikten sonra ikinci parti 100 kişi 100 bin dolar ödeyecek. Sonra da biletler 20 bin dolara inecek. Böylece, sevgilisine evlenme teklif etmek isteyen çılgın jet sosyete gençleri, sevgililerini alıp uzaya çıkarak, yerçekimsiz ortamda geçirecekleri iki saat sırasında evlenme teklif edebilecekler.

Ancak bu projenin asıl önemli noktası, NASA’nın da planladığı gibi, bundan sonra uzaya malzeme ve yolcu taşınması için özel şirketlerin devreye girecek olması. Hatta sadece dünyadan uzaya taşımacılık değil, dünyanın herhangi bir yerinden başka bir yere taşıma hizmeti için de uzay gemilerinin kullanılması düşünülüyor. Böylece mesafeyi kat etmek için, atmosfer içinden değil, uzaydan seyahat edilerek yolculuk süresinin çok küçük zaman dilimlerine düşürülmesi planlanıyor.

Ayrıca, ticari-sivil uzay yolculuklarının başlaması ile beraber, Japonya’nın yörüngeye bir uzay oteli kurma planı da var ki, böylece uzay turistleri Virgin Galactic uzay gemileri ile uzaya çıkacak, otellerine yerleşecek, birkaç günü uzayda geçirecek ve yeniden Virgin Galactic uzay gemileri ile dünyaya dönecek.

Birkaç sene önce herkese bilimkurgu filmi gibi görünen bu senaryolar, artık hayatımızın bir gerçeği. Dünyanın büyük bir hızla değiştiğinin farkında mısınız?

Transcend TS-RDF8K

transcend-ts-rdf8k

Bellek kartlarınıza USB 3.0 hızıyla erişin.

ÖZELLİKLE yüksek sınıfa veya x değerlerine sahip olan bellek kartları performansları nedeniyle tercih ediliyor ama çekilen görüntüleri bilgisayara aktarmak için ne yazık ki USB 2.0 destekli olan bellek kartı okuyucular darboğaza sebep olarak veri transferi süresini uzatıyordu. Transcend’in TS-RDF8K ürünü sayesinde artık bellek kartlarınıza kat kat daha hızlı olarak erişebilmeniz mümkün. USB 3.0 desteği sunan ve USB 2.0 arabirimine de uyumlu olarak tasarlanmış olan okuyucuda piyasada geçerliliği olan tüm türlere destek sunuluyor.

TP-Link TL-SC4171G

TP-Link-TL-SC4171G-Wireless

Eviniz ve ofisiniz için üçüncü gözünüz.

TP-Link’in geliştirmiş olduğu TL-SC4171G model İP kamera, güvende olmasını istediğiniz odada her köşeyi ayrıntılı bir şekilde inceleyebilmenizi sağlıyor. Yatay eksende 354 derece ve dikey eksende de 125 derece oynatılabilen bir tasarımın tercih edildiği kamera web tabanlı arabirimine uzaktan erişilerek rahat bir şekilde kullanılabiliyor. Kullanıcılar gece görüşü özelliği veya 10x dijital yakınlaşmadan faydalanarak olan biteni ayrıntılı bir şekilde izleyebilirler. TP-Link TL-SC4171G’de Messenger protokolü üzerinden erişim olanağı da bulunuyor. Ürüne özel olarak tanımlanan Messenger hesabına istediğiniz her yerden kolayca erişim sağlayabilirsiniz.

 Haberler